29 Ekim 2012 Pazartesi
28 Ekim - Bakanların yuhalanması terbiyesizlik mi ?
Selam dostlar,
Tenis turnuvası öncesi açılış seramonisinde bakanların yuhalanması - uluslarası medya önünde - terbiyesizlik olarak nitelendirildi. Birincisi; sadece bakanlar değil, Kadir Topbaş da yuhalanmıştır, bu yüzden akepelilerin yuhalanması denmesi daha mantıklıdır.
Ayrıca uluslararası toplantıda zirvede saatlerce ayar yedikten sonra van minit yu mast, van minit diye bağırınca rezil olunmuyor da halk demokratik tepkisini gösterince mi rezil olundu dostlar? Uyduruk sellerde devletin yaptığı evlerde insanlar öldüğünde rezil olmadık mı ? Rezalet görmek isteyenler açıp kıçlarına baksınlar.
Olayın rezalet olmadığı, tepkinin kime gösterildiği zaten "akp show" bitip sporcular anons edilmeye başlandığında otomatikman yuhalamanın kesilip alkışın başlamasından anlaşıldı. Sporcular dahil herkes neyin ne olduğunu anladı.
Zaten spikerler arası durum değerlendirmesinden de anlaşılacağı üzere :
A- have you noticed the jeering during the ceremony?
B- yea i guess those guys really hate those politicians.
çeviri:
- törendeki yuhalamayı farkettin mi?
- evet sanırım o politikacılardan gerçekten nefret ediyorlar.
30 Ağustos 2012 Perşembe
Nirvana
"the man who sold the world" çalıyordu kafamda, trafikte duran ciplerin yanından usulca yürürken. yine ay sonuna bir haftadan fazla bir süre varken sıfırı tüketmiştim. evden para istesem, "fatura almasak kaça olur" diyen müşteri gibi "nasihat almasak kaça olur?" diye pazarlığa girişsem, ek kaynaklarla idare ederdim belki ama her ay aynı teraneyi yaşamaktan da sıkılmıştım. kendi partisinin mitinglerine devletin uçağıyla giden adamın uçak yakıtını ödüyorum dostlarım, o kadar fakir sayılmam. 19 yaşındaki türbanlının cipindeki benzinin de bir kısmını karşılıyorum. 3 günde bir fatura gelir eve, 10 tane faturadan payıma ne kadar vergi düşüyorsa tıkır tıkır öderim. demokrasinin görkemli seçimlerinin parlak afişleri için de cebimdeki parayı veririm, istemesem bile çalarlar. gasp deyip suç duyurusunda bulunsam, alırlar merkeze "düzeni bozmaya çalışmaktan." sesimi yükseltirsem, biber gazı gelir ciğerime. polisi değil ama ciğerimi severim. devlete borçlu doğduğumdan, hesabım ödemekle kapanmaz. dünyayı satsam ancak karşılarım derken, çalıyordu işte şarkı. nirvana, her zaman yaptığı gibi yine nokta atışıyla vurmuştu beynimi tam ortasından.
istemediğim kadar çok çalışıp da istediğim şeyleri elde edememem, rızam olmadan benden bir sürü şeyin araklanması da tecavüze uğradığımı hissettirdi. manevi tazminat davası açsam, suçlusu yine ben olurdum. mağdur durumda olup da bunun giderilmesi için çaba gösterirken daha fazla mağdur olmak, her ülkede başa gelebilecek bir olay değil. "sen türkiye'sin, çok düşünme bunları" dediğim an, rape me başladı. fiili tecavüz eden yaşlı sapıkların alenen kollandığı bir ülkede, 14 yaşındaki bir kıza salyalarını bulaştırmaktan daha kötü olan tek şey sorgulamaktır. "din kisvesi adı altında ne kafa siktiniz, ümmetinizi ne kolladınız, inandığınız allah önce sizin belanızı versin" demek gerçek hayatta mümkün değildir, altı üstü bir internet sitesinde, bu entrynin götümüze girebilir gerekçesi ise silinmeyeceğinden bile emin değilim. devletin benden aldığı onca paraya rağmen verdiği tek hizmet, korkudur. sadece bende değil arkadaşım, aynısı sende de var. sindirilmiş bir milletin, sesini ancak bir sitede çeyrek yükseltebilen neferleriyiz. öğretmekten ziyade ezberletmekten yana olan eğitim sisteminin, karşısındakine saygı göstermeyi bırak, kendi düşüncesini bile savunmaktan aciz kadavralarıyız.
sözlükte yıllardır görüyoruz, adam başkasından bahsederken " bilmem ne yapan orospu çocukları" gibi başlık açıyor. daha ikinci entryde tam karşı görüşte olan bir başkası girişiyor bu sefer "önce kendilerine bakması gereken orospu çocuklarının tespitidir" diye. al birini vur ötekine, cahil kutuplaşmanın binlerce başlıkta incelenmesi. hiçbir şeyi düzeltmeye ya da başkasının omuzlarına basıp yükselmeye çalışmıyorum. artık "bana ne" demeyi öğrendim, sadece kendimden sorumluyum. yaptığım her şey, okuduğum her kitap, gittiğim her film, tiyatro, düşünce, müzik sadece kendimi geliştirmek için. mahşer gününde, bana hesap soracak tanrıya bile gider yapacak kadar hazırcevap olmak amacındayım. "önce sen hesap ver, başkaları adını kullanarak, milyonlarca insanı fakirliğe, açlığa, çaresizliğe sürüklerken ne yapıyordun?" diye soracağım. "her şeye gücün yetiyordu da, tüm iyi niyetli insanlar rezil olurken, kötüler kazanırken, ne halt ediyordun da şimdi benden hesap soruyorsun" diyebilmeliyim. düşüncelerimin köşesi sivrilmeye başladığında, kanamamak için something in the way dinler, yoluma devam ederim. nirvana sakinleştirir, öfkelenmem gerektiği zaman ise bunu tetikler.
dinlemeye başlayalı uzun süre oldu, her durumuma göre bir şarkıları hep vardı. evdeki sony müzik setinden walkmene, discmanden mp3 çalara kadar bir çok şey değişti; bu adamlardan aldığım lezzet değişmedi. aylarca dinlemediğim zamanlar oldu, başka gruplar geldi geçti, insan sesi duymak istemeyip klasik müzikle haşır neşir olduğum dönemler de yalan değil ama içlerindeki net öfke ihtiyacım olduğu zaman hep yanımdaydı. come as you are dinledim insana ihtiyacım olduğu zaman. onları kırdığım zaman all apologies. pennyroyal tea niyetine devirdim biraları, sevdiğim kız başka şehirde telefonuma cevap vermezken delirip where did you sleep last nightı çevirdim sabahlara kadar. içimdeki her duygunun süssüz, gösterişsiz, alımsız yansımasıydı nirvana. ne bir ergenlik bunalımı, ne de arayış. ulaşmam gereken nokta, zirvedeyken duyacağım huzurdu.
"and if you save yourself
you will make him happy"
sappy şarkısının ilk iki dizesi. yani diyor ki; herkes kendini kurtarırsa, tanrı bile mutlu olur. herkes kendini geliştirirse, herkes okursa, herkes düşünürse tanrıya ihtiyaç kalmayacağından, o da kafa dinler.
ekşi sözlük - mies - nirvana @111
istemediğim kadar çok çalışıp da istediğim şeyleri elde edememem, rızam olmadan benden bir sürü şeyin araklanması da tecavüze uğradığımı hissettirdi. manevi tazminat davası açsam, suçlusu yine ben olurdum. mağdur durumda olup da bunun giderilmesi için çaba gösterirken daha fazla mağdur olmak, her ülkede başa gelebilecek bir olay değil. "sen türkiye'sin, çok düşünme bunları" dediğim an, rape me başladı. fiili tecavüz eden yaşlı sapıkların alenen kollandığı bir ülkede, 14 yaşındaki bir kıza salyalarını bulaştırmaktan daha kötü olan tek şey sorgulamaktır. "din kisvesi adı altında ne kafa siktiniz, ümmetinizi ne kolladınız, inandığınız allah önce sizin belanızı versin" demek gerçek hayatta mümkün değildir, altı üstü bir internet sitesinde, bu entrynin götümüze girebilir gerekçesi ise silinmeyeceğinden bile emin değilim. devletin benden aldığı onca paraya rağmen verdiği tek hizmet, korkudur. sadece bende değil arkadaşım, aynısı sende de var. sindirilmiş bir milletin, sesini ancak bir sitede çeyrek yükseltebilen neferleriyiz. öğretmekten ziyade ezberletmekten yana olan eğitim sisteminin, karşısındakine saygı göstermeyi bırak, kendi düşüncesini bile savunmaktan aciz kadavralarıyız.
sözlükte yıllardır görüyoruz, adam başkasından bahsederken " bilmem ne yapan orospu çocukları" gibi başlık açıyor. daha ikinci entryde tam karşı görüşte olan bir başkası girişiyor bu sefer "önce kendilerine bakması gereken orospu çocuklarının tespitidir" diye. al birini vur ötekine, cahil kutuplaşmanın binlerce başlıkta incelenmesi. hiçbir şeyi düzeltmeye ya da başkasının omuzlarına basıp yükselmeye çalışmıyorum. artık "bana ne" demeyi öğrendim, sadece kendimden sorumluyum. yaptığım her şey, okuduğum her kitap, gittiğim her film, tiyatro, düşünce, müzik sadece kendimi geliştirmek için. mahşer gününde, bana hesap soracak tanrıya bile gider yapacak kadar hazırcevap olmak amacındayım. "önce sen hesap ver, başkaları adını kullanarak, milyonlarca insanı fakirliğe, açlığa, çaresizliğe sürüklerken ne yapıyordun?" diye soracağım. "her şeye gücün yetiyordu da, tüm iyi niyetli insanlar rezil olurken, kötüler kazanırken, ne halt ediyordun da şimdi benden hesap soruyorsun" diyebilmeliyim. düşüncelerimin köşesi sivrilmeye başladığında, kanamamak için something in the way dinler, yoluma devam ederim. nirvana sakinleştirir, öfkelenmem gerektiği zaman ise bunu tetikler.
dinlemeye başlayalı uzun süre oldu, her durumuma göre bir şarkıları hep vardı. evdeki sony müzik setinden walkmene, discmanden mp3 çalara kadar bir çok şey değişti; bu adamlardan aldığım lezzet değişmedi. aylarca dinlemediğim zamanlar oldu, başka gruplar geldi geçti, insan sesi duymak istemeyip klasik müzikle haşır neşir olduğum dönemler de yalan değil ama içlerindeki net öfke ihtiyacım olduğu zaman hep yanımdaydı. come as you are dinledim insana ihtiyacım olduğu zaman. onları kırdığım zaman all apologies. pennyroyal tea niyetine devirdim biraları, sevdiğim kız başka şehirde telefonuma cevap vermezken delirip where did you sleep last nightı çevirdim sabahlara kadar. içimdeki her duygunun süssüz, gösterişsiz, alımsız yansımasıydı nirvana. ne bir ergenlik bunalımı, ne de arayış. ulaşmam gereken nokta, zirvedeyken duyacağım huzurdu.
"and if you save yourself
you will make him happy"
sappy şarkısının ilk iki dizesi. yani diyor ki; herkes kendini kurtarırsa, tanrı bile mutlu olur. herkes kendini geliştirirse, herkes okursa, herkes düşünürse tanrıya ihtiyaç kalmayacağından, o da kafa dinler.
ekşi sözlük - mies - nirvana @111
19 Ocak 2012 Perşembe
Türkiye'de Adalet (!)
Martin Luther King ; "İnsanın, adil yasalara itaat etme gibi
yasal ve ahlaki sorumluluğu vardır, aynı şekilde, adil olmayan yasalara itaat
etmeme gibi sorumluluğu da olmalıdır."
Ne yazık ki Türkiye'de işler böyle işlemiyor. Adil yasa sayısının azlığına
rağmen gıkını çıkarıp da konuşan çok az. Zaten karşı çıkan da ertesi gün
hapiste. Tabi ülkemizde bir %60 lık kesim var ki anayasa değişsin, yargı ölsün,
yönetim sistemi değişsin, sosyal sigortalar kaldırılsın, Atatürk ilkeleri
anayasadan çıksın'a evet diyorlar. Hatta bazıları da bununla yetinmeyip
"Yetmez ama evet" diyor. Hiç garip gelmesin bunlar, Türkiye'ye
referandumda soruldu tüm bunların hepsi. Sonuçlar da ortada görüldüğü üzere.
Tabi ki halka böyle sorulmadı. Sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine,
darbecilerin yargılanmasına , terörün kısa bir zamanda bitirilmesine evet mi
diyorsun dediler. Siz de altına "Evet" bastınız. Oy, vatandaşın bir
imzasıdır. Kimse size imza atacağınız kağıdı vermedi. Bunlar bunlar yazıyor
bunda, okumana gerek yok dedi. Bir kaç vatansever çıktı, aslında bunlar
yazmıyor dedi de ne ala. Millet %48 le başa gelen başbakanına güvendi, bu adam
yarı yolda bırakmaz dedi. Beş vakit namaz kılan adam da Allah korkusu olur
dediler. Ülkeyi bölecekmiş, satacakmış ... Yok bu adam yapmaz dediler. Bu ne
diyorsa doğrudur verelim Evet'i dediler. Heh..
Şimdi gelip de şikayet edeni haklı bulmuyorum. Çiftçisi çıkıp diyor ki
neden tarımsal destek kredim yok? Neden tarlama devlet el koyuyor ? Tapulu
tarlama devlet neden orman diye el koyup, yabancılara satıyor ? Devlet neden
fazla üretime ceza kesiyor ? -- Devletin memuru soruyor neden faturam fazla
geliyor ? Kaçak elektrik bedelini neden ben ödüyorum ? Enflasyona bağlı olarak zamımı
neden alamıyorum ? Kadromu neden elimden alıyorlar ? Devlete sigorta ödediğim
halde neden benden ek kesinti alıyor ? İşçisi de diyor zam isterken neden
hapse girdim ? Kadrolu işim varken neden sözleşmeli atama yaptılar bana ? -- Üniversite
mezunları diyor madem iş yok neden üniversitelerin kapasitesi fazla ? KPSS'de
neden 1000 matematik öğretmeni alınırken 32000 din kültürü öğretmeni alınıyor ?
ÖSS'ye girecek öğrencinin velisi soruyor fen-anadolu lisesinden mezun
çocuğumdan daha düşük puan almış imam-hatip öğrencisi istediği yere
yerleştirirken benim çocuğum neden açıkta kalıyor ? Sistemi neden oturtamadılar,
sınav sistemi neden değişiyor, neden sürekli sorular çalınıyor ? Sınavlar neden
iptal ediliyor ? --Emekli soruyor neden maaşım az, ömrümü verip çalışmışım
bari emekliliğimde mutlu olayım diyor. Aldığı maaş faturasına yetmiyor.
Van’daki vatandaşım diyor neden yardım gelmiyor ? Biz burada soğuktan ölürken,
neden medya bunu bildiremiyor ?
Bu sorulan sorular aslında en masum olanları. Bir de hapiste olan
aydınlarımızın soruları var. Haklı olarak soruluyor, ben yazdığım bir kitap yüzünden 16
sene hapis yatarken neden cinayet işleyen adam 6 ayda çıkıyor ? Hrant Dink’i
öldüren kişi neredeyse beraat edecekken ben neden bir sözümden ötürü 8 yıl
hapis yattım ? Gerçekleri konuştuğum için müebbet hapis yerken, neden milletini
dolandırıp vatanı gizliden satan adam Başbakan oluyor ? Ülkesi için asker
canını verirken, neden bakanın teki ona kelle diyor ? Düşüncelerinden ötürü
yargılanan insanların davaları bir türlü sonuçlanamayıp, suçsuzlukları ispat edilene kadar hapiste
davaya çıkmayı beklerken, Deniz Fener’i yolsuzluğunu yapanlar neden bir gecede
serbest bırakılıyor ? Kızılayın depremler için topladığı paralar neden
Bakanlar’ın cebine iniyor ? Yandaş medya ve cemaatler vergi bile ödemezken,
neden karşıt insanlar hapislerde öldürülüyor, vergi borçlarıyla süründürülüyor
? 2 gün Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapan cemaatten paşa, nasıl bir günde Genel
Kurmay Başkanı oluyor ?
Gelelim konu başlığına ... Türkiye’de adaletmiş. Kim inanır lan buna, başbakan
eğer kendi yargıcını, kendi hakimini kendi seçip, o mahkemeye ait özel yasalar
belirleyebiliyorsa ve istediği kişiyi o mahkemede yargılayabiliyorsa adalet
nerede ?
Artık milletimizin farkına vardığı bir gerçek var ki hükümet kendisine karşı olan her şeyi yok etme
çabaları içerisinde. Özgür düşünce ortamı deniliyor, Kuran kursları açılıyor,
türban yasal kılınıyor fakat hala kitaplara yasak geliyor, yazılan kitaplar
yüzünden insanlar hapise düşüyor. Arkasında bir milyon Türk askeri bulunan eski
Genel Kurmay Başkanı hükümeti düşürmeye teşebbüs ve darbe planlarını
gerçekleştirmeye yardımcı 4 tane internet sitesi kurmaktan ötürü müebbet hapis
istemiyle yargılanıyor. (Daha Kenan Evren’in yargılanmaya başlanmadığı bir
ülkede, r.t.e’nin özel isteğiyle özel görevli mahkeme buna bir gecede karar
verebiliyor. İstendiği zaman hukuk gayet hızlı işliyormuş bunu görüyoruz. 61
darbesini 38 adet Türk subayı yapmıştı. Eğer İlker Başuğ isteseydi arkasında bir
milyon Türk askeri vardı. Darbe rezaletinin gerçekleşmesi bir dakikasını bile almazdı.
Yani koskoca adam gidecek 4 tane internet sitesi açacak değil ya ... ) Işık
Koşaner baskılara dayanamayıp istifasını verdi. Milletvekili dokunulmazlığı
olduğu halde akepe milletvekilleri hariç diğer tüm vekiller yargılanıyor, delil
bulunmadan içeri tıkılıyor. Fakat erdoğan ve gül’ün üzerinde bulunan İrtica ve
Susurluk’a bağlı yolsuzluk davaları zaman aşımından (!) iptal ediliyor.
Herkes soruyor neden neden neden ?? Sebebini de herkes biliyor. Demokrasi,
halkların kendi yolunu kendi çizmesine dayanır. Tek bir cevap var : çoğunluğumuz
böyle istedi böyle oldu, daha doğrusu böyle istemesi yönünde kandırıldı böyle
oldu. Bir şeylerin artık düzelemeyeceğini anlayanlar çıkmalıdır. Kendi
ellerimizle teslim ettiğimiz ülkeyi, gene kendi ellerimizle almalıyız. Elie
Wiesel şöyle demiş : “Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar
olabilir, fakat, itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı.” Belki siz ilerleyen yıllarda daha neler olacak
görmeyeceksiniz ama emin olun ki o acı
günleri sizin evlatlarınız yaşayacaktır. Bu hale getirdiğiniz/ getirilmesine
izin verdiğiniz ülkenin en ağır sıkıntılarını gene çocuklarınız çekecektir. Ama
onlar bu cevaplarla yetinmeyecek, aynı oyunlara kanmayacak, bunlara sebep olan
herkesten hesap soracaktır. Şimdilik size iyi uykular.
*planckin tuvali
*planckin tuvali
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
