ekşi sözlükten alıntıdır. yazar. uyumaz
"yıllardır takip ettim. her davranışının nedenini çözmeye çalıştım . ilk zamanlarda, üç adım geriden olanların nedenini anlayabilirken artık kendimi iyice geliştim ve bu adam ve danışmanlarını hangi hareketi ne elde etmek için yaptıklarını daha hızlı analiz edip anlamaya başladım. son olayı yorumlamam ise şöyle:
rte'nin en önemsediği ve takip ettiği ölçüm oy oranlarıdır. her hafta mutlaka bir anket masasına gelir. her önemli gelişmede hemen bir nabız yoklaması yaptırır. ve rotasını buna göre çizer. anketler onun politikalarının temel karar vericisidir, ve hata yapmasını engeller. seçim gecesi zaten +-1 farkla bildiği zaferinin balkon konuşmasına hazırlanır.
son anketlerde belirgin bir oy kaybı yaşıyor olmalı. bu düşüş iktidar yorgunluğu artı açılım nedeniyle olabilir. özelikle, miiliyetçi dindar tabanı mhp'ye kayıyor olma ihtimali çok yüksek. oy kayıpları, artık alt gelir gruplarına para aktararak da telafi edilemiyor. oy almanın en kolay yolu ise o eski mağduriyet soslu duygusallığı hedef kitlesine aktarabilmekte. ama eskidenki gibi, sahte mağduriyetler uydurduğu zamanlar çok çok geride kaldı. algılar, gaddar hükümdar rolüne çoktan alıştı. seçimlere 10 ay kalmışken çok acil yeni mağduriyet alanlarına ihtiyacı var. din, vesayet, suikast gibi konular en verimli oy toplayan konulardır. bunların sağlam tabanını, hikayesi de oluşturabilirse, yine o şaşalı %50 oy oranlarına erişecektir. bu nedenle bu taksim gezi parkı olayını gördüğü anda kafasında ampul yandı. buradan toplumun farklı kesimlerini gerip arada oluşacak sürtünme sırasında bir çok yeni mağduriyet konuları elde etmek istiyor. yılların deneyimiyle artık bundan emin gibiyim. özellikle süreci uzatmaya ve bir olay yaşanmasını gözlüyor. son fatih altaylı röportajında aslında kendini çok açık etti. öncelikle suadiye kuran kursunda bir kız öğrenciye esnaf istediğini vermemiş dedi, ama çok zayıf çıktı sesi - o kuran kursu evime 500 metre ve 15 yıldır orada duruyor. bölgenin sahip çıktığı bir yer. böyle bir olay yaşanmış olması çok da mümkün değil - sonra eylemciler için, bunlar ergenekon uzantısı dedi ki ergenekon işini bitti diyen kendisiydi. konuyu tekrar açıp, iktidarlarını engellemeye çalışan hayali kesimler olduğu duygusunu vermeye çalışıyor. bir de suikast işi var ki, tam komedi. akp kaynaklı resimlerde de gördüğüm yeni bir propaganda konusu:
resimler ve altında adlarıyla tam olarak şöyle:
menderes asıldı
özal zehirlendi
rte ?
yani buradan da bir mağduriyet aranıyor. şimdi özal'ın, neden bir tek delil olmamasına karşın, zehirlendi diye savcının dava açmasını anlayabiliyoruz. bu bir seçim propagandasının sac ayağı. - bunu yaptı diye bir subay içeride, yazık -
sonuçta, acilen bir mağduriyet konusu bulup, bunu sömürüp eski kitlelerini sandıkta toplayamazsa, tek başına iktidar bile elden gidebilir. ya da istanbul belediyesini kaybedecek. - ki iktidardan düşmek kadar ağır bir kayıp -
örnek verirsek, laik dindar kavgası çıkarsa, oyları tekrar konsolide olacak, o kadar çok kavga çıksın, kan aksın istiyor ki. o nedenle etrafındaki dezenformasyon timleri, sürekli olarak, camide içmişler. yok allaha küfretmişler, türbanlıya saldırmışlar gibi mağduriyet zemini oluşturacak olaylar bulmaya çalışıyor. kimse daha tuzaklarına düşmedi. eğer seçimlere kadar, askeri vesayet, din istismarı, suikast planı bulamazsa işi bu sefer epey zor. uzlaşmayıp sürekli tahrik etmesinin de tek nedeni bu. yani bu kadar ölü, bu kadar yaralı bu kadar kaos sadece ve sadece oy için. ölüden, nefretten beslenen akbaba gibiler.
kimse buna imkan vermemeli. kimse başka insanları ötekileştirmemeli. hiç bir konuda karşıdaki insanın değerlerine, inançlarına hakaret etmemeli, kimse birbirine müdahale etmeden saygı duyarak yaşamalıdır. . toplum zeminde birbirine yaklaşırsa bu diktatör de yok olur gider."
10 Haziran 2013 Pazartesi
19 Mayıs 2013 Pazar
31 Mayıs 2011 Akp Hopa Mitingi
ekşi sözlükten alıntıdır. yazar: hergiristesifresiniunutanadam
"otobüs hızlanıyor, kapısı açık otobüsteki adam da düşüyor, arkadan gelen koruma arabası adamı eziyor. taştan olmuyor yani adamın başına gelenler.
"otobüs hızlanıyor, kapısı açık otobüsteki adam da düşüyor, arkadan gelen koruma arabası adamı eziyor. taştan olmuyor yani adamın başına gelenler.
kendimizi kandırmayalım. orada bir tek güvenlik gücünün tırnağı dahi kırılmasaydı, tek bir kimse bile eline taş almasaydı; çıkıp bu kez de "pet şişeleri devletin arabasına attılar" diyecektiler. siz de çıkıp yine "bu nasıl protesto" diyecektiniz.
orada insanlar "hes istemiyoruz" diyerek derelerine sahip çıkmak istiyorlar. polis de pankart açtırtmıyor ve saldırıyor. olaylar alıyor başını gidiyor.
bir tane adam ölüyor.
ama siz öleni konuşmuyorsunuz. siz ısrarla "taşların öldürme ihtimalleri"ni konuşuyorsunuz. farkında olmadan ya da üstü kapalı olarak diyorsunuz ki "hakkettiler". amerika ırak'a girdiğinde, israil filistin'e girdiğinde, libya'da suriye'de sokak göstericileri tek tek vurulduğunda "ama onlar da taş atıyorlar" diyerek ölümleri meşrulaştıran faşist, emperyalist, yoz politikaların temsilcilerinden farklı bir şey yapmıyorsunuz.
sanki insanlar taşsız, sopasız, pankartsız ortaya çıksalar konuşmalarına izin veriliyormuş gibi bir hava yaratıyorsunuz.
buyrun izleyin: http://www.bighaber.com/…a-catisma-video-10426.html
bakın bu video'da araca yaslanıp taciz edilen o kadın bir avukat.
sonrasına itilip kakılan oradan geçen bir vatandaş.
daha sonra saçından sürüklenenler yapılan muameleye tepki gösteren sokaktaki izleyiciler.
isyan edenler gözlerine ısrarla biber gazı sıkılan kamera muhabirleri.
bakın orası ankara, kızılay. polis dolu. ortada taş atan yok. ama önüne geçen tartaklanıyor, gözaltına alınıyor.
şimdi ne diyeceksiniz? "taş atabilirlerdi" mi diyeceksiniz?
hopa'da halka saldıran bir grup falan görmedim. eminim, bu olsaydı videosu şimdiye elli kere basına verilirdi. ama halkı korumak üzere görevlendirilen insanların halka saldırdığını görüyorum. g.t kadar ilçede binlerce insan yekvücut, bunu görüyorum.
bir insan öldü. ve ölüm nedeni "gaz". "gerekli önlemi alın" diyen başbakan, "gerektiği kadar sert müdahale edilmedi" diye emniyet müdürünü görevden alan içişleri bakanlığı. ben bir şey söylemiyorum, soruyorum, kimi sorumlu tutsun hopa'lılar?
sizin haksızlık algınız otobüslerin camlarının zarar görmesinden mi ibaret? sizin için bir insanın ölmesi haksızlık değil mi?
ağzını açamayan, geceleri evleri basılan, beli kırılıp hastanelik edilen, gazlanan, coplanan, fişlenen, kelepçelenen bu insanlar bunca eziyeti göze alıp "derelerimizi sattırmayacağız" dediklerinde ölebiliyorlar ve bunu küçümseyen siyasetçiler çıkıyor. sizin haksızlık algınıza bunlar girmiyor mu?
hayal ettiğiniz dünya, sırf olay çıkmasın diye herkesin susup biat ettiği bir yer mi?"
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Orda bir köy var uzakta ..
o köy, yıllardır uzakta, yıllardır gitmiyoruz, yıllardır görmüyoruz ama bizim köyümüz. o köyün orada olduğundan, yani yerli yerinde ve var olduğundan nasıl eminiz peki? sonuçta o köy yerle bir olmuş olabilir mesela, bir depremle, bir selle... insanları bulaşıcı bir hastalıktan kırılmış olabilir... veya en başından beri öyle bir köy hiç olmamış olmayabilir.
bu deli saçması sahiplenme içinde, o köyün varlığına olan inancımız elbette oradan gelen haberlere bağlı. nasıl ki shrödinger’in kedisinden haber alamadığımız sürece, yani kutusu kapalı durdukça, o kedi hem diri hem ölü olabilirse, hakkında hiçbir haber almadığımız o köy hem var, hem de yok olabilir.
haber almasaydık roboski’de ölenler hiç olmayabilirdi mesela, haber almasaydık afyonkarahisar’daki cephanede patlayanlar hiç olmayabilirdi, haber almasaydık reyhanlı’daki saldırı hiç olmayabilirdi. yani haber alabilmemiz, yani basın, bizim hayat sorgumuza bir cevap, ölü mü yoksa diri mi soru işaretlerimizde bir netlik demekti, hala da öyle. fakat reyhanlı olayında koca bir sansür, koca bir yasak, koca bir baskılama hüküm sürmekte. basın yok ediliyor, iletişim kesiliyor. yani gelen basın yasağı ile o uzaktaki, hiç gitmediğimiz, hiç görmediğimiz ama inadına bizim olan o köy bir bilinmezliğe, bir meçhullüğe dönüşüyor. olay yerine giden muhalefet partilerinin millet vekillerinin önünü polisler kesiyor, görüntü kaydeden basın mensupları tutuklanıyor. başka bir deyişle patlamayla yanan ciğerler, akp’nin o müthiş özgürlük ve demokrasisiyle dağlanmaya devam ediliyor. insanların hayatları, ölümleri ve yaralanmaları üzerine politikacıların doğruluk sağlaması yapamadığımız kurmaca gerçeklikleri inşa ediliyor. hükümeti aklayacak, savaşa rıza çıkartacak, insanları öldürecek, insanları öldürtecek, acılarla dalga geçecek, kaçak, çarpık, kurmaca inşaatlar...
bütün bu rezillik kıyasıya sürerken http://peacerequest.net/ sitesinde bir grup insan, shrödinger’in kutusunu aralamak için ellerinden geleni yapıyor. hakiki basına düşen sivil itaatsizliği, hakiki topluma düşen sivil itaatsizliği yerine getiriyor. dünyanın geri kalanını kendilerinden ve reyhanlı’daki gerçeklerden haberdar ediyor. hakikati bize aktarıyor.
bir de derbi, dizi, magazin, osmanlı soslu tarih programları, sıra geceleri ya da sadece ve sadece hükümet açıklamaları yayınlayanlar var. hakikatin peşine düşmek aklına bile gelmeyenler... hakikat umurunda olmayanlar... o insanlardan tek bir ricam, bir ayna karşısına gidip ve gördükleri surata tükürmeleri çünkü bilin ki reyhanlı’da ölen ve yaralanan herkesin kanı sizin de elinizde ve bilin ki biz o köye gitmek, biz o köyü görmek, biz o köyü bilmek istiyoruz. çünkü o köy bizim köyümüz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)