22 Şubat 2018 Perşembe

Liberalizm Çıkmazı

Her gün Amerika'da ve Kanada'da uygulanan bu aşırı liberal düzenin hiç de denildiği gibi insan hayatını mükemmelleştirmediğine tanık oluyorum. Devlet her şeyden vergi aldığı halde hiçbir kamu yatırımı yok. Sokaklar evsiz insanlarla doluyken; hastalıklarla, fakirlikle savaşan toplum örgütleri gene halkın cebinden gelen ekstra yardımlarla ayakta kalıyor. Dünya ticaretine sömürüyle, zorbalıkla hükmeden bu ülkeler para yuvasıyken Kızılay marketlerdeki bağış kutularıyla besleniyor. Ulaşımdan sağlığa, eğitimden parklara, müzelerden bahçelere kadar her şeyin özelleştirildiği Kanada'da zengin Asya'lı tabaka hariç hayatından memnun pek de kimseyi görmedim. Attığınız her adım için para talep eden bir şirket ve vergi paydaşı devlet var.

Aynı şehir içinde bile tek bir ulaşım kartınızın olması yetmiyor. Çünkü devlet ihaleyle bir mahalledeki ulaşımı başka bir firmaya vermiş olabiliyor. Özel sektörü kısıtlayan hiçbir yasa yok. Bir şirketin önünden geçtiğiniz için arkanızdan fatura bile kesebilirler. X dolara aldığınız bir hizmet için zorunlu hizmet bedeli (oranını tamamen işletme belirliyor), zorunlu bahşis (en az %10), devletten 3 farklı vergi ile beraber en az 2X ödeyerek ayrılıyorsunuz. Bugün bir restaurant hamburgerimin içine "et" koyduğu için 3 dolar + vergi aldı. Çünkü işletme, hamburger menüsündeki fiyatların etsiz fiyatlar olduğunu müşteriye söylemek zorunda hissetmiyor. Buna adi yoldan kaptırarak para kazanma diyorum. Bunu birileri yapmaya başladığında maalesef tüm toplumda herkesi kazıklama iç güdüsü oturmaya başlıyor

Ar-Ge'de, sanatta, bilimsel araştırmada, üretimde, eğitimde her yerde etiği konuşabiliyorken, ekonomide tek tartışılan şey kâr maksimizasyonu olmamalı. Sadece kendi cebini doldurmaya çalışan insanların oluşturduğu bir dünyanın sürdürülebilirliği yok. İçi tamamen boşaltılmış, devletin varlık sebebini çöpe atıp, sadece şirketlerin ve politikacıların cebini dolduran, rekabetten daha çok tekelleşmenin arttığı bu "liberal" anlayışın gerekli yasal düzenlemeler olmadan hiçbir yere refah getireceğine inanmıyorum. 

2018 yılında Türkiye'de hala sobayla ısınan köy okullarının olduğunu bugün öğrendim. Röntgen cihazı olmayan hastaneler var. Halkın sırtına bindirilen bu kadar verginin iç güvenlik, diyanet, seçimler, kaldırım belediyeciliği gibi şeylere harcanmasını kabul etmiyorum. Liberal düzen kamunun verimsizliği ile savunulacaksa çözüm temel hizmetlerin aracı şirketlere devredilmesi olmamalı. Devlet, milyonlara hitap edecek bir hizmeti çok daha uyguna sağlayabilir.

Ve bizim gibi maliye politikaları Dünya Bankası gibi pek de "yerli ve milli" olmayan bir kurum tarafından belirlenen ülke ekonomilerinde, halk refahının artmasına dair bir ihtimal yok. Tamamen krediyle büyütülen özel sektör, yıllarca faiz ödeyerek kreditör kurumları besleyecek hale getiriliyor. Bu faiz yükü de tabiki halkın sırtına bitiyor. Dünya Bankasından (DB) borç alan bir devlet, kamu yatırımları konusunda bazı kısıtlamalarla karşı karşıya. DB, sizi uzun vadede refaha ulaştıracak eğitim ve sağlığa yatırım yapmanızı istemiyor. Bu borçlar köprü ve yol gibi yatırım vaatlerinin karşılığında veriliyor.

Gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme ivmesini artırmak adına kurulduğunu iddia eden bu kreditör kurumların hiçbiri sosyal devlet olma amacı güden bir ülkeye yatırım yapmıyor. Bu tür finansal MERKEZİ otoritelerle maalesef ne gelişmiş ne de gelişmekte olan ülkerde insanların hayatı iyileşmiyor. Kapitalizm daha da büyüyor, daha fazla üretiyoruz, tüketiyoruz ve çalışıyoruz fakat refah nerede?

Bu finansal çıkmazın üstesinden gelmenin tek yolunun da IMF, Dünya Bankası gibi MERKEZİ kurumların yerine kooperatif yatırım fonlarının oluşturulup Amerikan liberalizmine dayanan bir ekonomik sistemden çıkılması olduğunu düşünüyorum. 

Yoksa tamamen dışarıdan kontrol edilmesine izin verdiğimiz maliye politikaları (Düyun-u Umumiye'msi), betona ve asfalta yatırılan geleceğimiz, sorgulamaktan aciz yetiştirilen yeni nesil ile kendi taburemizi tekmeliyoruz.

14 Ocak 2018 Pazar

CHP, 2019 Seçimlerine nasıl hazırlanmalı?

AKP, 2019 seçimleri öncesi belediye ve il başkanları temizliğine başladığında, muhalefetin bunu demokrasi katliamı olarak nitelendirmesi medyada bir etki yaratmadı. Şahsen, aynı temizliğin CHP'de de yapılması gerektiğini düşünüyorum. Şart oldu.

Seçimden 1 ay önce afiş dağıtıp, il il gezmekle seçim kazanılmaz. CHP'nin karşısında 2019 stratejisi tamamıyla net olan bir iktidar var. CHP'nin de 2019 seçimleri ile ilgili noktaları bugünden koyması gerekiyor.

AKP'ye küsen Saadet, MHP'ye küsen ülkücüler, AKP'den soğuyan merkez sağ, Chp'nin Atatürkçü çizgisinden kopan söylemlerinden rahatsız sol seçmen. Önümüzdeki seçim gerçekten "kemik partici"'lerin değil, seçmenlerin seçimi olacak.

Bunu şimdiden görüp yatırım yapan partiler beklenmedik sonuçlar elde edebilir. Türkiye'de merkez sağı bu kadar güçlü kılan "tekel parti akp" realitesi artık çöpte. Fark yaratacak politika, demokrat kitleyi bir arada tutabilmek ve merkez oyları bir havuzda toplayabilmek.